Blog

CARNEGIE ÖDÜLÜ 83 YILLIK TARİHİNDE İLK KEZ BEYAZ OLMAYAN BİR YAZARA GİTTİ

Dominik-Amerikalı Elizabeth Acevedo Şair X kitabıyla prestijli çocuk ödülünü kazanırken, Jackie Morris de Kayıp Kelimeler ile İllüstrasyon ödülünü kazandı.

(Kaynak: https://www.theguardian.com/books/2019/jun/18/carnegie-medal-first-writer-of-colour-elizabeth-acevedo-the-poet-x)

Dominik-Amerikalı serbest şair Elizabeth Acevedo, tarihi 1936’ya kadar uzanan ve önceki sahipleri arasında Arthur Ransome, CS Lewis ve Neil Gaiman gibi isimlerin olduğu prestijli çocuk kitapları ödülü Carnegie’yi kazanan ilk renkli yazar oldu.

Dominik göçmeni bir ailenin çocuğu olan Acevedo, ödülü çıkış romanı olan Şair X ile aldı. Kafiyeli bir roman olan ve Harlem’deki okulunda serbest şiir kulübüne katılan sessiz bir kızın, Xiomara’nın hikayesini anlatan kitap, eleştirmenlere göre “tamamen yenilikçi bir kafiye yapısıyla yazılmış; cesur ve yakıcı bir kültür, aile ve inanç arayışı”. Xiomara “her sayfada hayat buluyor ve kadınların ve kızların kendi vücutlarını sevebileceklerini, kendileri olmayı öğrenebileceklerini okuyucuya gösteriyor”.

Kitap, “kendileri olmanın özlemini çeken bütün küçük kız kardeşlere”, özellikle de bir eski öğrenciye ithaf edilmiş. Roman için ilham geldiğinde Acevedo Maryland’da sekizinci sınıflar için öğretmenlik yapıyormuş: onun önerdiği kitaplardan hiçbirini okumayacak olan bir öğrencisi, Katherine, ona şöyle demiş: “Bunlardan hiçbiri bizi anlatmıyor”.

Bu yüzden Acevedo “onun ve onunla aynı yerden gelenlerin sesini duyuracak” bir şeyler anlatmak istemiş. “Vücudun sesinden daha fazla yer kapladığında/ iyi ayarlanmış dedikoduların hedefi olmanız kaçınılmaz oluyor/Bu yüzden yumruklarımın benim yerime konuşmasına izin veririm”, diyor Şair X’de. “Derimin, benim kadar sert olması için çalıştım”.

“Bu, fiziksel olarak çok fazla yer kaplayan, ama içine kapanık, sınırları zorlamaya korkan bir kız,” diyor Acevedo. “Vücudu o kadar fazla dikkat çekiyor ki, düşündüklerini, asla söylemeyeceği şeyleri unutması kolay oluyor. Bütün bu hisleri, sessiz insanların içinde barındırabileceği sihir ve güzelliği mümkün olduğunda yakından göstermek istedim.”

Acevedo artık öğretmenlik yapmıyor, ama her yıl eski okulunu ziyaret ediyor ve tüm öğrencilerinin, Katherine dahil, romanını okuduğunu biliyor. Ödül kazandıktan sonra yaptığı konuşmada şöyle dedi: “bu öğrencinin bana bir görev verdiğini hissettim, ya da en azından bir fırsat, yer kaplayan, kendilerini küçültmeyen, kendi kelimelerinin gücünü keşfeden insanların hikayesini anlatmak için.”

Acevedo’nun ödülü, bağımsız bir eleştirmenin 2017’de yayınlanan yirmi kitaplık, tamamen beyaz yazarlardan oluşan listeden sonra ödülün ırksal farklılıktan yoksun tarihini eleştirmesinden iki yıl sonra geldi. Kütüphanecilerden çocuklara, 600’den fazla kişiyle yapılan röportajlardan sonra, eleştiri ödülün adaylarını belirleyen, İngiltere’nin tamamen beyazlardan oluşan kütüphaneciler birliğinin renkli yazarlar tarafından yazılan eserlerden bihaber oluşunu bildirerek noktalanıyordu. Ayrıca İngiltere’de renkli kişilerin yazdığı kitapların çok az basılmasından da bahsediyordu.

Salı günkü seremonide, aynı zamanda Jackie Morris de Oxford Junior Sözlüğü’nün “palamut”, “çançiçeği” ve “balıkçıl” gibi az kullanılan kelimeleri literatürden çıkarma kararına tepki olarak yazılan Kayıp Kelimeler için yaptığı çizimlerle Kate Greenaway ödülünü kazandı. Robert Macfarlane tarafından yazılan kitap, Morris’in yok edilen kelimeleri anlatan çizimleri eşliğinde şiirler sundu ve ülkenin her yerinde okullarda kopyalarının olmasını sağlamak için toplanan fonlar sayesinde kültürel bir fenomen haline geldi.

Kazananları seçen kütüphaneciler birliğinin başkanı Alison Brumwell, kitabın “bütün övgüleri hak eden muhteşem bir kitap” olduğunu söylüyor.

“Çizimler bizim duyarlılığımızı test ediyor ve hepimizi ölçüm, renk ve proporsiyon; ve ayrıca kayıp ve yokluk konusunda çok daha derin düşünmeye sevk ediyor. Tek bir seviyeden fazlasını okumaya ve değişimin geri dönüşü olmayan bir kayıp anlamına gelebileceği, dili ve çevreyi zayıflatabileceği bir dünyayı yansıtmaya teşvik ediliyoruz,” dedi Brumwell.

Morris, Kayıp Kelimeler’e gelen tepkilerin güçlü olduğunu, çünkü “içgüdüsel olarak hepimizin doğadan ayrı değil, doğanın bir parçası olduğumuzu bildiğimizi” söyledi.

“Tabi ki kentsel çevrelerde, kendimizi onunla yakın bir bağ kurmaktan neredeyse tamamen alıkoyarız, ve bence bu bağlantıyı tekrar kurmanın açlığını yaşıyoruz, ve ayrıca bu büyük bir gereklilik,” dedi.

Morris Salı günkü kabul konuşmasını yazar, çizer, ressam ve müzisyen arkadaşlarına yaptığı “yaşadığımız bu küçük ve kırılgan dünyaya olanları duyurmak, doğayla barış yapmak, daha iyi yaşamanın yollarını hayal etmek ve ilham vermek için yardımcı olmaları” çağrısıyla noktaladı.

“Çünkü bir B Gezegeni yok ve biz bir dönüm noktasındayız. Ve çünkü bir şeyin olması için önce onu hayal etmeniz gerekir. Ve çocuklar için yazan ve çizen kişiler olarak, biz geleceğin okuyucularını ve düşünürlerini yetiştiriyoruz,” dedi.

Guardian

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

NYT RÖPORTAJI

 

“Kya’nın Şarkı Söylediği Yer”in Yazarı Ne Okumanız Gerektiğini Düşünüyor?

 

Delia Owens, arada sırada “Sevilen”e geri dönüyor: “Toni Morrison’un tek cümlesi, bir ömür boyunca yazmaya ilham verebilir.”

 

Başucunuzda hangi kitaplar duruyor?

 

Başucu masamda bir yığın basım öncesi ilk düzeltiler var ancak en dikkatimi çeken kitap, John Burroughs Madalyası kazanan Kathleen Jamie’nin, önümüzdeki günlerde gelecek olan “Surfacing” adlı koleksiyonu. Onun yazıları sizi usulca çeşitli kıtaların sahil şeritlerine yönlendiriyor, mağaraları keşfettiriyor ve buz çağı üstünde düşündürüyor, ta ki yazar tökezleyene kadar. Yol üzerindeki bir taş değil bunun nedeni, belki dünyanın, belki bizim faniliğimiz ve ormanın içinden yeni yollara işaret ediyor.

Ayrıca başucumda eski favorilerim var: Sebastian Barry’nin “A Long Long Way”i [Uzak Diyarlarda] ve Karen Fisher’ın “A Sudden Country”si, çünkü başka hiçbir yerde daha dokunaklı betimleme yazısı bulamıyorum.

 

En son okuduğunuz harika kitap neydi?

 

Toni Morrison’ın “Sevilen”i o kadar derine ulaştı ki Sevilen’in dolaşan yalnızlığı ile kalbimi parçaladı. Köleliğin hayaletlerini asla unutmayacağınız noktaya kadar bu kitabı tekrar ve tekrar okumamız gerekir. Ayrıca bu kitaba arada sırada, edebiyatı için de dönüyorum: Toni Morrison’un tek cümlesi, bir ömür boyunca yazmaya ilham verebilir.

 

Yakın zamanda ilk defa okuduğunuz herhangi klasik roman var mı?

 

Birkaç ay önce, bir şahinin anlatıldığı “ayrık bacakları, âdeta çömelmiş kanatlarıyla beni izliyor… yaşlı, kel kafalı bir adam gibi.” imgesini tecrübe etmek için William Faulkner’ın 1930’dan 1935’e kadar en önemli üç romanını okudum; “As I Lay Dying” [Döşeğimde Ölürken], “Sanctuary” [Tapınak] ve “Light in August” [Ağustos Işığı]. “Çamurun tekerleklerdeki fısıltısını…” duymak için. “Masaların, tahtaların ve yanındaki toprağın üzerine çelimsiz ve şehvetli bir bakış gibi ışıyan” bir feneri görmek için. Güney lehçelerinin şiirselliği ve karmaşıklığı ve Faulkner’ın yerel özellikler taşıyan karakterleri beni çekiyor.

 

En çok hangi çağdaş yazarlara ‒roman yazarlarına, oyun yazarlarına, eleştirmenlere, gazetecilere ya da şairlere‒  hayranlık duyuyorsunuz?

 

Mohsin Hamid’in romanları (“Exit West”) o kadar merak uyandırıcı ve o kadar içe işleyebilir bir dille yazılmış ki, onun devasa sorunları ele aldığını ve sizin de bunun tam ortasında olduğunuzu ancak zamanla fark ediyorsunuz. Onun ve Tommy Orange’ın, (“There, There”) bizi karanlığın çok derinine sürüklemeden, en öncelikli sosyal sorunlarımızdan bazıları ile yüzleşmelerine hayranlık duyuyorum.

 

Siz, bir roman yazarı olmadan önce bir vahşi yaşam biyoloğu ve en çok satanlar listesinde olan bir doğa yazarıydınız. Hangi bilim ve doğa yazarlarını tavsiye edersiniz?

 

Aldo Leopold’un “A Sand County Almanac”ı [Bir Kum Yöresi Almanağı] doğa ile ilgili okuduğum ilk kitaptı ve şunun gibi sözlerle dünyaya bakış açımı değiştirdi: “Artık kıyıya vurmuş dalların arkası ılık çünkü rüzgâr, kazlar ile birlikte gitti. Ben de giderdim, eğer rüzgâr olsaydım.” Hâlâ orijinal, sararmış ve her yeri işaretlenmiş kitabımı saklıyorum ve onu asla bırakmayacağım.

Peter Matthiessen’in “The Snow Leopard”ı [Kar Leoparı], ‒uzak ve vahşi bir etobur için bilimsel bir arayışı‒ sadece devasa Himalayalar’ın ve bir adamın ruh arayışının üstüne çıkabileceği bir şekilde dile getirdi. En sevdiklerimden ikisi Richard Dawkins ve Stephen Hawking. Biri bizi bencil genlerimizin içsel kutsal odasına, diğeri ise olay ufkunun uçurumunun tam kenarına yönlendiriyor. Her birinin dili; isimlerle eylemlerin titiz ve güzel bir matematiği… Sıfatlara gerek kalmıyor.

 

Bir edebiyat eserinde sizi en çok etkileyen nedir?

 

Doğanın ve yerlerin nefes kesici betimlemelerini ilham verici buluyorum. Ne zaman durması gerektiğini bilen ancak ilgi çekici bir hikâyeyi öne süren, soluk almanıza izin vermeyen betimlemeleri. Örneğin, Janet Fitch’in “White Oleander”ında [Beyaz Zakkum] ya da Khaled Hosseini’nin “The Kite Runner”ındakiler [Uçurtma Avcısı] gibi. Düzyazı, şiiri andıran sözlerle iç içe geçtiğinde kalbim hızlı atmaya başlıyor. Mükemmel ölçüde yapıldığında…

 

Hangi türleri okumaktan özellikle keyif alıyorsunuz? Ve hangilerinden kaçınıyorsunuz?

 

Kurgudan ziyade kurgu dışı (biyoloji ve fizik) okuyorum. Bu yüzden ‒bilimsel yazının titizliğine bir ara vermek için‒ roman okuduğumda betimleyici şekilde yazılan, ilgi çekici hikâyelere sahip olanları tercih ediyorum. Çevredekilerin ve karakterlerin renkleri ve tuhaflıklarıyla tatlandırılmış, yaratıcı ve ilham verici dil beni çekiyor. Örneğin, Gregory David Roberts’ın “Shantaram”ı ve Tracy Chevalier’in “Girl With a Pearl Earring”i [İnci Küpeli Kız]. Spesifik bir türün benim tercihlerimi tanımladığını düşünmüyorum ancak ağır polisiye romanlar ya da bilim kurgu okumuyorum. Okunacak çok fazla harika, gerçek bilim var.

 

Kitaplarınızı nasıl düzenliyorsunuz?

 

Raflarımdaki kitaplar, kurgu dışı (sosyobiyoloji, fizik, zooloji ve eski ders kitapları) ve kurgu olarak, yazarlarına göre düzenlendiler. İki türden de en sevdiklerim olan, birlikte dizilmiş olarak duran kitaplar var: Harper Lee’nin “To Kill a Mockingbird” [Bülbülü Öldürmek], Charles Darwin’in “The Origin of Species” [Türlerin Kökeni], Aldo Leopold’un “A Sand County Almanac” [Bir Kum Yöresi Almanağı] ve “The Complete Works of William Shakespeare” [Shakespeare’in Bütün Eserleri].

 

İnsanlar hangi kitabın raflarınızda olduğuna şaşıracaktır?

 

Jane Austen’in bütün kitaplarının olmasına. Modern aşk romanları okumuyorum ancak bazen klasiklere dalıyorum. Austen tabii ki bir kandırmaca, şaşırtmaca uzmanı ve buna çok hayranlık duyuyorum.

 

Size hediye edilen en iyi kitap hangisi?

 

İlk yer çekimsel dalgalar saptandıktan hemen sonra ikimiz LIGO laboratuvarını ziyaret ederken, ikiz erkek kardeşim bana Carlo Rovelli’nin “Seven Brief Lessons On Physics” [Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders] kitabını hediye etmişti. Tesisin içinde, bilgisayar grafiklerini inceledik ve dünyaya çarpıp detektörden geçen dalganın ürettiği, böylece Albert Einstein’ın genel izafiyet teorisine dair en son kanıtı oluşturan tatlı, küçük bir ciklemenin ‒bir kuş sesi gibi‒ ses kaydını dinledik. Zamanı yeniden tanımlayan bir bilimsel ilke için zaman içerisinde nefes kesen bir andı. İkizler için nefes kesici bir an.

Ayrıca bana verdiği kitap da nefes kesiciydi. Carlo Rovelli, edebiyat ve bilimi yeni bir disiplinde birleştirerek bizi “bildiklerimizin sınırına …Ve bu nefes kesici”ye götürüyordu.

 

En sevdiğiniz kurgusal kahraman kim? En sevdiğiniz anti-kahraman ya da kötü adam hangisi?

 

Yıllar boyunca, “Bülbülü Öldürmek” kitabındaki Scout Finch en sevdiğim kahraman oldu çünkü bize hayatın derslerini, mesela ayrımcılığın sert sonuçlarını, bir çocuğun gözlerinden görmenin sorun olmadığını gösteriyordu. Scout bana, Kya’yı yazma yetkinliği verdi. En sevdiğim kötü adam ise aynı romandan Boo Radley çünkü bir kere doğru ışıkta gördüğümüzde onun aslında hiçbir zaman kötü adam olmadığını anlıyoruz.

 

Çocukluğunuzda nasıl bir okurdunuz? Çocukluğunuzdan hangi kitaplar ve yazarlar en çok aklınızda kaldı?

 

Ben çocukken okumanın yağmur yağdığı zaman yapılan bir şey olduğunu düşünüyordum. Kurbağaları ve semenderleri toplayıp serbest bırakan ya da Strawberry adında bir ata binen, erkek gibi bir kızdım. Yaklaşık 9 yaşımdayken bir arkadaşım beni kütüphaneye sürükledi ve o okuyacak bir kitap ararken ben de kuşlarla, böceklerle, sürüngenlerle ve deniz kabuklarıyla ilgili rehber kitaplarla dolu bir sergi masasına denk geldim. Bir anda benim doğa dünyam, kelimelerin dünyasıyla bağlantı kurmuştu. Utanarak söylemeliyim ki o ilk yazarları hatırlamıyorum ancak Roger Tory Peterson (saha rehberleri) ve Rachel Carson (“Silent Spring”) [Sessiz Bahar] kısa zamanda benim kahramanlarım oldular.

 

Eğer başkanın tek bir kitap okumasını sağlayabilseydiniz, bu hangi kitap olurdu?

 

Al Gore’un “An Inconvenient Truth” kitabı.

 

Edebi bir akşam yemeği partisi düzenliyorsunuz. Hayatta olanlar ya da olmayanlar arasından hangi üç yazarı davet ederdiniz?

 

Edward Abbey, hafifçe çevresel sorunlardan bahsederken bile masaya bol miktarda mizah ve canlı sohbetler getirirdi. Charles Darwin, Edward Abbey ile iyi anlaşırdı. Ayrıca Darwin’e genlerden bahsetmeyi çok isterdim, genler onun yaşamı süresince pek bilinmiyordu. Üçüncü misafirim ise Karen Blixen olurdu çünkü Afrika ile ilgili olağanüstü hikâyeleriyle bizi eğlendirir ve aydınlatırdı.

 

Sadece iyi değil, hayal kırıklığı yaratan, fazla abartılmış, sevmeniz gerekirmiş gibi hissettiniz ancak sevmediğiniz kitap hangisiydi? Bitirmeden bıraktığınız en son kitabı hatırlıyor musunuz?

 

Ben seçici bir okurum ve pek çok kitabı bitirmeden bırakırım. Ancak yazarların isimlerini asla söylemem. Her kitap her okuyucuya göre değildir ve sadece bir kitap bana uygun değil diye, bir yazarı eleştirmek için hiçbir sebep göremiyorum.

 

Hayatınızın hikâyesini kimin yazmasını isterdiniz?

 

“Bu benim hayalini kurmadığım bir onur.” W.S.* (** Yazar burada, William Shakespeare’in Romeo ve Juliette adlı eserindeki ünlü bir ifadeye gönderme yapıyor.)

 

Okuyacağınız sonraki kitaba nasıl karar veriyorsunuz? Eleştirilere, söylentilere, arkadaşlarınızın yazdıklarına, araştırma için olanlara göre mi? Anlık ruh hâlinize göre değişiyor mu yoksa önceden planlıyor musunuz?

 

Bir sonraki kitabımı, kız kardeşimin ve benzer okuma zevkleri olan arkadaşlarımın önerilerine göre seçiyorum.

 

Bundan sonra hangi kitabı okumayı planlıyorsunuz?

 

Tara Westover’ın “Educated”i ve Kristin Hannah’nın “The Great Alone”u.

 

* Yazar burada, William Shakespeare’in Romeo ve Juliette adlı eserindeki ünlü bir ifadeye gönderme yapıyor.

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Delia Owens'la "Kya'nın Şarkı Söylediği Yer" adlı kitabıyla ilgili söyleşi

 

Delia Owens'ın kitabı Kya'nın Şarkı Söylediği Yer (Where the Crawdeds Sing) yakın zamanda yayınlanmış en iyi hikâyelerden biri. Geçen ağustos ayında yayınlandığından beri okurlar kitabı, Amazon Listelerinin En Çok Satan ve En Çok Okunan roman listelerinde üst sıralara taşıdılar ve yakın zamanda bu listelerin alt sıralarına düşecek gibi görünmüyor. Owens'la kitabın 10 yıllık yazım sürecini, yaşamının romana nasıl etki ettiğini, hikâyedeki karakterlere ilham veren kişileri ve daha birçok konuyu konuştuk.

 

Bu röportaj düzenlenmiş, yoğunlaştırılmıştır ve kitapla ilgili küçük ipuçları içerebilir.

 

 Kya'nın Şarkı Söylediği Yer (Where the Crawdads Sing)

 

Amazon Kitap İncelemesi (Amazon Book Review), Chris Schluep: Sizi ilk olarak roman dışı yazılarınızdan tanıdık. Kitaplarınızı, muhtemelen 1980'li yıllarda okuduğumuzu hatırlıyoruz.

 

Delia Owens: İlk kitabım 1984'te yayınlandı. Kalahari'nin Çığlığı (Cry of the Kalahari)

 

Evet okuduğum buydu. Çitlere doğru koşan bir çitayla ilgili hikâyeyi hatırlıyorum.

 

Doğru, kitap böyle başlıyordu.

 

Hep hatırlayacağım. Çok canlı ve sürükleyiciydi. Size bu kitapla ilgili bir şey sormayacağım fakat çok beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Bir roman yazmayı istiyor muydunuz?

 

Bu fikir Afrika'da yaşadığım dönemde aklıma geldi çünkü her gün aslanlarla, fillerle, babunlarla karşılaşıyordum ve deneyimlerim sonucunda hayvanlarla çok benzer davranışlara sahip olduğumuzu düşündüm. Öğleden sonra uzanmış aslanları, yavrularıyla oynarken ve pençeleri birbirlerinin yüzünde uyurken seyrettim. Bunlar, arkadaşlarımı ne kadar özlediğimi, evden ve toplumdan ne kadar izole olduğumu fark etmemi sağladı. İnsan olarak bizim, genetik olarak, bir gruba ait olma eğilimimiz var ve ben bir gruptan izoleydim. Özellikle de kadınlardan. O yüzden bugünkü davranışlarımızın, genetik geçmişimizden ne kadar etkilenmiş olduğunu keşfeden bir roman yazmak istedim.

 

Siz, hayvan davranış bilimcisiydiniz, değil mi?

 

Davis’teki California Üniversitesi’nden Hayvan Davranış Bilimi doktoram var.

 

Duyduğuma göre kitabı yazmanız on yıl sürmüş.

 

Bu kitap on yılımı aldı.

 

Duraklayarak mı yazdınız?

 

Evet.

 

O süreç nasıldı?

 

Yani, demek istediğim… Kitabı on yılda yazdığımı söylerken hep utanıyorum. Ancak o benim asıl işim değildi. Yazmak için sabah 4:30’da kalkardım. O dönemde Kuzey Idaho’da yaşıyordum, ayılar ve kurtlarla ilgili araştırmalar yapıyordum. Bir hayatım vardı. Yani bu kitabı yazmak istiyordum ancak yazmak için sabah erkenden uyanıp gizlice küçük ofisime gidiyordum –benim için, karanlıkta bilgisayarın önünde oturmak, bir kamp ateşinin önünde oturmak gibiydi– anlarsınız, çok hoş bir histi. Bu yüzden o kadar uzun sürdü. Günde sadece iki ya da üç saat yazıyordum.

 

Ve araştırmalarınızı yaparken, bir şekilde kitap için de araştırma yapıyormuş gibi hissediyor muydunuz?

 

Hayır, pek sayılmaz. Başlangıçta eski eşim ve ben, onları daha iyi koruyabilmek için Afrika’da soyu tükenmekte olan türlerin sosyal davranışlarıyla ilgili çok ciddi bir araştırma yapıyorduk. Ve bununla çok meşguldük. O aşamada bu roman, sadece aklımın gerilerindeki bir fikirdi.

 

Ve basıldığında bu kitapla ilgili beklentileriniz neydi?

 

Birilerinin onu okumasını umuyordum. Sadece “Bilmiyorum…” diye düşünmüştüm. İlk olarak kitabın adı düşündürüyordu. Kim, "Kya’nın Şarkı Söylediği Yer" adındaki bir kitabı alırdı ki? Pek sıcak ve sevimli bir isim sayılmaz. Yayıncıların bu adı tutacağını hiç düşünmemiştim. Sadece birilerinin fark edip okumasını umuyordum ve gelen olumlu eleştiriler beni şaşkına çevirdi. Kitabımı beğenen okurlara çok minnettarım.

 

CBS Sunday Morning şovundaydınız, okumalarınızda çok fazla insan oluyor, kitabınız en çok satanlar listesinde bir numara, Reese Witherspoon…

 

…O, romanın filmini yapıyor.

 

Bu kadar övgü almak nasıl bir duygu?

 

Hayret uyandırıcı. Yani, her gün neşeyle dolup taşıyorum. İnanamıyorum. Her sabah uyandığımda kendimi çok minnettar hissediyorum. Bu kadar insanla bağ kurabilmek çok mutluluk verici. Özellikle de kitap, bağ kurmakla ilgili olduğu için. Onca yıl yalnızlığı tecrübe edip onun acısını hissettim ve kitap çoğunlukla yalnızlığı ele alıyor. Artık hiç yalnız değilmişim gibi hissediyorum çünkü bunca insanla bağ kuruyorum. Bu harika bir his.

 

Hayatınız değişmiş gibi hissediyor musunuz?

 

Buraya, şehre geldiğimde ve bütün bunları yaptığımda hayatım değişti ancak görmediğiniz şey; günlük hayatta en sık yaptığım şeylerin dışarı çıkıp atları beslemek ve çamurun içerisinde çizmelerimle bata çıka yürümek ve kar küremektir. O yüzden hayatımın büyük bir kısmı her zamankiyle aynı gidiyor.

 

Nasıl yetiştirildiniz?

 

Güney Georgia’da büyüdüm. Kasabanın dışındaydım ve çok şanslıydım çünkü annem –harika bir Güneyli güzel olmasının yanı sıra– dışarıda olmayı seviyordu. O yüzden beni ve kız arkadaşlarımı, ormanda gidebildiğimiz kadar uzağa gitmeye teşvik ederdi. Çok güzel bir meşe ormanının yanında yaşıyorduk ve çocukken tek başımıza keşfe çıkar, gerçekten de ormanda gidebildiğimiz kadar uzağa giderdik. Kurbağa arardık, annem geyiklerin normalde birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını görmemizi isterdi ve bana, “Kerevitlerin şarkı söylediği yerlere git,” derdi. Ona göre bu, bir geyiğin gerçekten de yavrusuyla bağ kurduğu yerleri bulmak demekti. İnsan olduğun için senden kaçtıkları yerler değil, doğayı izleyip tecrübe edebileceğin yerleri kastediyordu. Benden istediği şey buydu. Ve ben de bunu yaptım.

 

O zaman Kya, sizden çok fazla iz taşıyor.

 

Kya benden çok fazla iz taşıyor. Ancak bence hepimizin içinde çok fazla Kya var.

 

Yalnızlık?

 

Yani, yalnızlık ve… Kya’nın bana ve bence birçok insana öğrettiği şey; hepimiz, tahmin edebildiğimizden çok daha fazlasını yapabiliriz. Ben yazardım. Kya’yı yazmanın benim görevim olduğunu düşünüyordum. İşte oradaydı: bu genç kız, çoğunlukla yalnızdı ve birçok sorunla baş etmek zorundaydı. Ne problem verdiysem hepsini çözdü. Ve her problem çözüşünde daha özgüvenli, daha bağımsız oldu. Bir şeyleri nasıl yapacağını öğrendi, cesur ve hazırcevap oldu çünkü o dayanıklıydı ve bir şeyleri yapabiliyordu. Her şeyle baş edebiliyordu, yalnızlık dışında. Bence çoğumuz o noktadayız. Yalnız olmak için bataklığın ortasında yaşıyor olmak şart değil. Bir şehirde yaşarken de yalnız olabilirsin. Bu, baş etmesi en zor olan şeylerden birisi. Kya bana bununla nasıl başa çıkacağımı ve çok daha fazla şey yapabileceğimi öğretti. Yapmak zorunda olduğum her şeyi yapabilirim.

 

Neden Kuzey Carolina’yı seçtiniz?

 

Kuzey Carolina sahil bataklığını seçmemin birkaç nedeni var. Bunlardan biri, uygun olması. Çoğunlukla yalnız büyüyen bir kızın hikâyesini yazmak istedim. Asla tamamen yalnız değil, çünkü bu gerçekçi olmazdı ama çoğunlukla yalnızdı. O yüzden bunun gerçekçi biçimde olabileceği bir yer olmak zorundaydı. Eğer inandırıcı olmazsa hikâye hiçbir şey ifade etmez. Ve Kuzey Carolina bataklığı ılıktır. Ilıman iklime sahiptir. Kya bununla baş edebilirdi. Bir kulübesi vardı. Gerçekten de etrafta yiyecek vardı. Bilirsiniz, cidden etrafta dolaşıp midye ve istiridye toplayabilirsiniz. Ben bunu yaptım. Balık tutabilirsiniz. Yani bu gerçekçiydi. En azından lapaya parası yetiyordu. Bunun yanı sıra, bataklığı şairane sebeplerden dolayı seçtim. Kitabın bölünmüş olduğunu fark edeceksiniz: ilk kısmı Bataklık, ikinci kısmı Batak. Ve sahil bataklığı bunun ikisine de sahip; batak ve bataklık. Batak ışıklı bir yer, bataklık ise daha karanlık. Hayatımız boyunca, çoğu insanın bir bataklığa düştüğünü fark ettim. Ve bu kitap, ışığa nasıl geri döndüğümle ilgili.

 

O zaman kitap bir gizem, bir mahkeme draması, bir aşk hikâyesi…

 

Çok yoğun bir aşk hikâyesi.

 

Öyle. Benim ilk gözüme çarpan da buydu. Ancak bu bir tür karışım… bir yandan da doğa ile ilgili bir çalışma. Kitabın neresinden yazmaya başladınız?

 

Sonunu yazarak başladım.

 

Sonu çok iyiydi.

 

Nasıl bitmesini istediğimi biliyordum. İzole bir ortamda büyüyen bir kız istediğimi biliyordum çünkü bunun bir insanı nasıl etkileyeceğini keşfetmek istiyordum. Önce sonunu yarattım sonra başına döndüm. İlerledikçe bir şeyler uydurdum ancak roman yazarken yapılan şey zaten bu. Detaylı dış hatlara sahip değildim. Eklediğim tek büyük kısım, mahkeme salonuydu. İlk başta kitap, bir aşk hikâyesi ve bir cinayet gizemiydi ancak sondan üçüncü taslakta mahkeme salonunu ekledim. Çünkü kitabın buna ihtiyacı olduğunu hissettim.

 

Çok şiir okur musunuz?

 

Evet. Son birkaç yıldır değil fakat hayatım boyunca şiir yazdım ve okudum. Bu iyi bir şair olduğum anlamına gelmez sadece sevdiğim bir şey. Şiirlerin, birinin anlatmak istediği şeyi anlamaya en çok yaklaşmanızı sağlayan şey olduğunu düşünüyorum. En derin duyguları doğanın içinde olduğumda hissediyorum ve bu kitapta yapmaya çalıştığım da buydu; doğayı sadece hikâyeye sokmak değil, yazıya taşıyabilmek.

 

Neler okumayı seversiniz?

 

En sevdiğim kitaplardan biri, Aldo Leopold’un Kum Eyaleti Almanakı. Kurgu değil, herkese uygun değildir ancak yazar, çiftliğini incelemiş ve doğayı her yerde fark etmiş. Onun doğayı yazış tarzının çok güzel olduğunu düşünüyorum. Onu üniversitedeyken, sanırım yüz yıl önce okumuştum. Ve okurken bir yandan da "Bu tür bir doğa yazısının içinde etkili bir hikâyenin de bulunması harika olmaz mı?" diye düşünüyordum. Böyle fazla kitap yok. Birkaç tane var ama fazla değil. Ve Barbara Kingsolver’ı çok seviyorum. En sevdiğim kitaplardan birisi Beryl Markham’ın Batı ile Gece kitabı çünkü Afrika ile ilgili ve bence onun yazış tarzı harika. Güzel yazıları çok seviyorum. Etkileyici hikâyeleri de seviyorum ancak yazış tarzı da güzel olmalı. Bir dram olsa bile. Bir gizem romanı olsa bile.

 

Aslında karışımla ilgili soruyu bu yüzden sormuştum  çünkü kitapta tek başına çok güzel yazılar olduğunu düşünmüştüm.

 

Teşekkürler.

 

Ve bunları, hikâyenin ana hatlarını çıkardığınızda değil, başka zamanlarda yazmış olduğunuzu varsaydım.

 

Hayır, aynı anda oldu. Gerçekten. Hikâyenin ana hatlarını yazıyordum, bu hisler ve bu yazılar bana gelirdi. Hatta bu bir bakıma sorundu çünkü kendi halime bırakılırsam çok fazla betimleme yapıyordum. Bunun bir problem olduğunu anlıyorum. Kahvene çok fazla şeker koymak gibi. Ne kadar güzel olursa olsun, eninde sonunda bıktırır. Bu yüzden kendimi sınırlıyorum. Tabii ki seni gerçekten sınırlayan bir editörün oluyor.

 

Bu nasıl bir tecrübe?

 

Putnam’da harika bir editörüm var: Tara Singh Carlson. Onunla birlikte çok iyi çalışıyoruz. Hikâyenin tam olarak neye ihtiyaç duyduğunu anlıyordu. Bilirsiniz hikâye, farklı zaman dilimleri arasında atlıyor. Ve bu zor. O gelip editörlük yapmaya başladığında zaman geçişlerinin bazılarını değiştirdik. Bu da domino taşları gibi. Her şey hizada, sonra bazı bölümlerin yerini değiştiriyorsun. Sonra  “Aman Tanrım, hayır, bekle! Eğer bunu şimdi oynatırsak o zaman şuradaki şu bölümü de değiştirmek zorundayız,” diyorduk. Kitap, kafa karıştırıcı bir karmaşaya dönebilirdi ancak Tara ve ben, birlikte çok iyi çalıştık. Harika bir tecrübeydi.

 

Peki ya kitaptaki genç adamlar?

 

Ah, o genç adamlar. Ateşli.

 

Herhangi birileri ilham verdi mi? Tanıdığın insanlar üzerine mi kurulular, değillerse nereden geldiler?

 

Keşke tanısaydım dediğim insanlara dayalılar. Ama erkekler hakkında şunu söyleyeceğim: Kitabın neredeyse her kısmının daha derin anlamları var. Bu kitapta çok fazla sembolizm mevcut ve anlamanıza gerek yok. Sadece bir hikâye gibi okuyabilirsiniz. Ancak bana göre; Chase kızgınlık dönemindeki bir erkek geyiği temsil ediyor. Bir kadından diğerine geçmek istiyor, bunun için özür dilemiyor. Onun hayatı bu. Bir bakıma evrimleşmemiş bir erkek. Ve Tate, evrimleşmiş erkeği temsil ediyor, opera ve şiiri seven erkeği. Erkeklerin böyle ayrıldığını söylemiyorum. Demeye çalıştığım şu ki; hepimizin içinde ikisinden de biraz var, erkek de kadın da olsak; vahşi tarafımız ve diğer tarafımız var. Ancak bu iki adamın temsil ettiği şey oydu. İşin ilginç yanı Kya’nın ikisini de çekici bulması. Hepimiz öyleyiz. İki türü de çekici buluyoruz. Yani bu iki adamın benim için temsil ettiği şey buydu.

 

Şimdi ne üzerinde çalışıyorsunuz?

 

Başka bir romana başladım. Bugünkü davranışlarımızın geçmişimizden nasıl etkilendiğini incelediğim bu formatla devam etmek istiyorum. Bu yüzden bir sonraki kitabımın, memelilerde erkeklerin baskınlığının evrimi üzerine olmasını planlıyorum.

 

Ama roman, değil mi?

 

Evet, roman. Yine kitabı okuduğunuzda roman mı yoksa gerçek mi anlamayacaksınız. Ancak onca yıl Afrika’da olduktan ve vahşi yaşamı gözlemledikten sonra, bugünkü davranışlarımızın geçmişimizden nasıl etkilendiğini keşfetmeye devam etmek istiyorum. Ve böyle bir hikâyeye girmek çok kolay çünkü yaptığımız neredeyse her şeyin genetik bir kökü var.

 

Ve artık tam zamanlı olarak yazıyorsunuz, on yıl sürmeyecek.

 

Tam zamanlı olarak yazdığımı söylemek isterdim. Dışarıda podcast'ler yapıyorum. podcast'in ne olduğunu bilmiyordum, kamera olacak mıydı? O yüzden hayır, tam zamanlı olarak yazmıyorum. İsterdim. Fakat elimden geldiğince uzun süre bu kitabın tanıtımını yapmak isterim. Bu eğlenceli.

 

Hoşunuza gidiyor mu?

 

İnsanlarla tanışmak hoşuma gidiyor, senin gibi insanlarla ve kitabımı beğenen insanlarla. Bu kimin hoşuna gitmez ki?

 

Kaynak: https://www.amazon.com/article/twib/delia-owens-interview.html?rw_useCurrentProtocol=1&ref=sin_tw_chrt_CS1&pf_rd_p=7e7a83ef-18e4-4288-a78c-7ba57a173d91&pf_rd_r=R1EXBP0A3NF610FGCFJT&ref_=amb_link_GdYSMB6jTqeaAAra7gOBsQ_1

Kapat